T.C. Mİllî Eğİtİm BakanlIğI
VAN / ÇATAK - Çatak Muhammet Sait Aydın Anadolu Lisesi

İSKENDERUN GÜNLÜĞÜ

Değerli öğretmen arkadaşlarım, velilerimiz ve sevgili öğrenciler. Sizinle Mart 2023’te okulumuz AYDIN Dergisi ile paylaşmak istediğimiz anımızı ancak bu önemli günde okumanıza sunma fırsatı buluyorum. Yazının devamı Mart 2023’e aittir.

İSKENDERUN GÜNLÜĞÜ

 Naçizane anlatı ve bilgilendirmelerimle zihninizde yer edinmek icap etti. Fakat bu sefer sizi alıp uzak diyarlardaki hayatlardan küçük bir pencere açmak niyetindeyim. Mart’ın başında ben ve okulumuzdan diğer öğretmen arkadaşlarımın gönüllü olarak deprem bölgesine (Hatay’a) olan yolculuğumuzdan bahsedeceğim. Öncellikle hızlı gelişen bu yazım için beraber çalıştığım öğretmen arkadaşlarımdan ve bu amatör gezi yazısını daha etkili bir şekilde sizlere aktaramayacağım için edebiyat öğretmenlerimizden özür diliyorum.

“9 Mart perşembe günü okulumuzdan Nurettin Hoca, Nurşen Hoca, Fikret Hoca; Çatak MTAL’den Eyüp Hoca ile birlikte Van İl Milli Eğitim Müdürlüğünden kalkan otobüslerle diğer ilçelerden gelen idareci ve öğretmen arkadaşlarla yola çıktık. Herkes gibi biz de oldukça endişeliydik ama gidiş amacımız kutsal ve önem arz ettiği için geride içimiz rahat ve tatminkârdı. Yolculuk sırasında görev yerlerimiz belli olmuştu. Biz İskenderun Millet Bahçesi’nde görevliydik. İlçeye geldiğimizde İskenderun’un girişindeki Tosçelik Fen Lisesinde durduk. Orada bizi Van İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Hasan TEVKE ve beraberindeki hocalarımız bekliyordu. Diğer ilçelere gidecek arkadaşlar ayrıldılar, biz de ilk önce görev yerimizi gidip görmek istedik. Oradaki okuldan bir hocamız bizi arabasıyla görev yerimize götürüyordu. Limanı geçip çarşıya doğru ilerledikçe caddelerdeki enkaz ve moloz yığınlarını, ayakta kalan ama kullanılamaz hale gelen binalarda oluşan tahribat ve çatlakları hayretler içinde gözlemliyorduk. Elbette sosyal medyada ya da televizyondan benzer sahneleri görüyorduk ama canlı bir şekilde görmek daha da üzücü ve ürkütücüydü. Millet bahçesine vardığımızda koordinatör çadırında Kemal hoca karşıladı. Yapacağımız göreve pek girmeden dinlenmemiz için bizi gönderdi. O gün fen lisesinin pansiyonuna yerleştik. Ertesi sabah tekrardan görev yerimizin yolunu tuttuk. Bizler ve ilçede çadır kentlerde görev yapan öğretmen arkadaşları Tosçelik Fen Lisesi müdür yardımcısı Ömer hoca okul taşıtlarıyla dağıtım yapıyordu. Çadır kentimize ulaştığımızda ilk iş koordinatör hocalarımızla yardımcı olacağımız iş için konuşmak oldu. İlk günler için yapılacak iki önemli görevimiz vardı: Çadır kentte hangi afetzede hangi çadırda kaç kişi yaşıyor bunu jandarma kimlik sistemine kaydetmek ve her bir çadır için İstanbul Küçükçekmece Kaymakamlığı için AFAD aracılığıyla ihtiyaç talep formu oluşturmaktı. İlk günler ufak tefek aksaklıklar yaşasak da sahaya çıktıkça işi daha iyi kavrayıp faydalı olmaya başlamıştık. İkişerli gruplar halinde yanımızda bize yardımcı olması için görevlendirilmiş uzman askerle birlikte çadırları tek tek geziyor kayıtlar alıp çadırları numaralandırıyorduk.

            Neredeyse 1 hafta geçmişti çadır kentte kaydı alınmayan ihtiyaç listesi bildirilmeyen çok az kişi ve çadır kalmıştı. Oradaki insanlara aşina olmuş onlarında bize alıştıklarını; sanki mahallerinin bir çocuğuymuş gibi gördüklerini gözlemlemiştik. İşimizi biraz hafifletmiş, daha çok yönetim çadırında bulundukça bilgi vermeye ya da yönlendirmeye başlamıştık. Aynı zamanda sahada olmanın verdiği kısa süreli tecrübe bizlere aksaklıklar ve büyük eksiklikleri de göstermişti. Aldığımız ihtiyaç talep formlarında ortak bazı talepler mevcuttu. Hijyen paketi, giyim, battaniye, ısıtıcı ve sünger yastık bunlardan bazılarıydı. Çadır kente düzenli diyebileceğimiz şekilde ulaşan şey suydu. Sosyal market insanların ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor ve çoğu zaman eksik kalıyordu. Hepimizin aklında şu soru işareti vardı: İnsanlardan bilgilerini istedik ihtiyaçlarını talep ettik. Peki, gelecek mi? Ne zaman?

             Antakya… Mart da olsa hava zaman zaman sıcak ve akşamları ılıman diyebileceğimiz serinlikteydi. İskenderun’da yağmurlar başlamıştı. Hava yağmursuz da olsa kapalı ve gün arayla hatırladığım kadarıyla en az 5-6 gün yağmur yağmıştı. Kaldığımız pansiyona döndüğümüzde ister istemez üzülerek düşünüyorduk bu insanlar bu yağmurda çadırda ne yapıyorlardır, ne haldedir diye… Neyse bir sabah yönetim çadırımıza vardığımızda çadırlar için brandalar gördük. Bunları başımızdaki hocalar gerçekten ihtiyacı olan afetzedeleri tespit de ederek dağıtmamızı istedi çünkü bazı Çin çadırları diğer çadırlara nazaran yağmurda su alması daha muhtemeldi. Duruma göre hareket ederek görev paylaşımını aramızda yapıyorduk. Nurşen ve Eyüp hocam sahada dolaşıp insanları tespit ediyor, geri bildirimlerde bulunuyorlardı. Nurettin hocam, Van İpekyolu’ndan Sait hocam ve ben bazen branda teslim ediyorduk bazen sahaya çıkıyorduk. Sağ olsun Fikret hocam Arapçasını kullanarak Suriyeli vatandaşlara yardımcı oluyor, onlara tercümanlık yapıyordu.

           Elimizdeki brandaları bitirdikten sonra dönmemize birkaç gün kala çadır kentte yapılması gereken iş gücünü hafifletmiş daha çok yönetim çadırında bilgimiz dairesinde insanları yönlendirip yardımcı olmaya çalışıyorduk. Bazı depremzede vatandaşlarımız bize oldukça aşina olmuştu. Bu arada İskenderun’un insanlarının ne kadar misafirperver olduklarını söylemeden yapamayacağım. Çadır kentte bile zor durumda olmalarına, zor bir ruh halinde olmalarına rağmen bizlere oldukça sıcakkanlı davranıp ikramlarından geri kalmıyorlardı. Kaldığımız lisenin kampüsünde bulunan spor salonundaki aileleri geldiğimiz ilk günden itibaren ziyaret etmeye çalışıyorduk. Ama gerçekten şaşırtıcıydı tavırları ve tutumları. Bu kadar korkunç bir depremi yaşamış aileler nasıl bu kadar güler yüzlü, misafirperver ve hoş görülü oluyordu. Her ziyarete gittiğimizde bizlere emek verip bir şeyler ikram etmekten geri kalmıyorlardı.

 

Dönmemize birkaç gün kala yardımcı olmamız gereken pek fazla iş kalmamıştı. Bir taraftan bizlere aşina olan insanlar bir taraftan da biz kendimize soruyorduk aldığımız ihtiyaç talepleri gönderilecek mi diye… Biraz moralimiz bozulmuştu çünkü depremin ilk zamanları da insanlardan bilgileri istenmiş ve ihtiyaçlarının karşılanacağı söylenmişti. Bir gün güzel bir gelişme oldu. İlk gün bizleri AFAD kaydı için bilgilendiren Atilla Bey’den paketlerin yola çıktığını öğrendik. Evet, hijyen paketleri ve sünger yataklar gelmişti. Hemen ertesi gün bahçedeki bölgeleri paylaşarak paketleri tek tek kayıt tutarak çadırlara dağıtmıştık. En azından oradaki insanların umudunu boşa çıkarmadığımız için çok mutluyduk.

  

Dönüş vakti yaklaştığına İskenderun’a, insanına, havasına ne kadar çok alıştığımızın farkındaydık çünkü her yönüyle çok güzel bir deneyimdi. İskenderun sahili, İskenderun Limanı, Denizciler Mahallesi, çarşı; o güzelim döneri, künefesi… Şehre abartısız hayran kalmıştık. Umarız ki bu güzel şehre ve ülkemizin hiçbir yerine böyle bir afet uğramaz.”

Değerli okur, sizler için bu güzel macerada başımızdan geçen olayları, gözlemlerimizi ve yaşadıklarımızı kısa kısa da olsa anlatmaya çalıştım. Diğer öğretmen arkadaşlarımın da farklı bir gözden gördüğü anlatabileceği eminim çok şey olmuştur. Bu birkaç sayfaya çoğu şeyi sığdıramadığım için üzgünüm. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın.  

RAMAZAN TUNCER

06-02-2025

Paylaş Facebook  Paylaş twitter  Paylaş google  Paylaş linkedin
Yayın: 06.02.2025 - Güncelleme: 06.02.2025 08:34 - Görüntülenme: 168
  Beğen | 2  kişi beğendi